Pistol Pete Maravich

Hayatın adanmışlıkları vardır. Mozart son nefesinde bestesini yapmaktaydı, Theo Angelopoulos filminin çekimlerindeydi kendisine motosiklet çarptığında ve Pete Maravich gözlerini açtığında ilk gördüğü nesneyle gözlerini kapatır.


22 Haziran 1947 yılında dünyaya gelen Peter Press Maravich’in hayat çizgisi daha dünyaya gelişi anındaki ilk ağlamasını yapmadan babası tarafından çizilmişti bile. Babası Sırp göçmeni ailenin oğlu olan Petar Press Maravich kendisinden daha iyi bir insan ve özellikle de basketbolcu olması için oğluna her şeyini adamıştır. Baba Press Maravich’in baketbol kariyerinin bitmesi ve antrenörlüğe başlaması Pete’in doğduğu yıla denk gelmiştir. Böylece baba Press oğluna oyunun her şeyini öğretmeyi kendine görev bilmiştir. Pete henüz yürümeye başlamadan basketbol topuyla uyumaya, daha doğrusu uyutulmaya başlar. Daha 2-3 yaşlarındayken tek oyuncağı basketbol topu olduğundan ancak komşu çocuklarını gördüğünde aslında başka oyuncakların da var olduğunu öğrenir. Ancak o, topunu hiçbir zaman bırakmaz. 6 yaşına geldiğinde babası “Dünyanın en iyi basketbolcusu olacaksın” dediği zaman Pete Maravich bunu hayatının tek misyonu olarak görmeye başlar. O andan itibaren de çocuklara klasik olarak sorulan “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Basketbolcu” değil de “Dünyanın en iyi basketbolcusu” şeklinde cevap vermeye başlar. Babasının eğitimi altında 7 yaşındaki bir çocuk top kontrolünü, tek ve çift elle pas atmayı, fake yapmayı ve uzak mesafeli şutları bir profesyonel kadar iyi biliyordu. Babasıyla arası çok iyi olan Pete’in babası dışında kendisine en yakın olanın bir basketbol topu olması nedeniyle insan ilişkileri ve arkadaş edinmesi çocuk yaşlarından itibaren ona zor gelmiş, asosyal kişilik eğilimleri görülmeye başlanmıştı.

Kendi yaşıtlarıyla oynarken, lise takımında yer alırken sürekli takımın en iyi oyuncusu olan Pete’in hızı, top tekniği ve mesafe tanımayan şutları herkesi etkilemeye başlamıştı. Genç bir yıldız olmaya başlayan Pete’in ismi önce yerel gazetelerde daha sonra ulusal basında da yer almaya başlamıştı. Herkes yeteneğinden bahsederken belki de henüz daha genç isim olması nedeniyle egoist oyunundan, her pozisyonda topu eline almaya çalışmasından, zaman zaman canının istediği gibi oynamasından kimse bahsedmiyordu. Lise kariyerini 33 sayı ortalamasıyla bitiren Pete Maravich bunu üç sayı çizgisinin olmadığı yıllarda yapıyordu ve uzak mesafeden başarılı şutları sonrası “Pistol” lakabını hakkıyla elde ediyordu. 19 yaşına gelen Pete aynı sene üniversite için karar verme aşamasındadır ve babası da aynı sene Louisiana State University yani LSU’da coach olarak göreve başlamıştır. İlk senesi olduğu için o zamanki NCAA kurallarına göre üniversitenin ilk takımında oynaması yasaktır. Üniversitenin ilk yıl takımında oynayan Pete 43.6 sayı ortalaması tutturur. İkinci senesinden itibaren artık üniversite takımını da giren Pete artık babasının coach olduğu takımda parlayan bir yıldız olur. Oğlunu yetiştiren, tanıyan, neyi yapıp yapamayacağını çok iyi bilen baba Press’in oyun düzenleri neredeyse tamamen Pete’i oynatmak üzerine kurulur ve Pete oynar, çok iyi oynar. Salonlar sadece Pistol Pete Maravich için dolmaya başlar. Pete, basketboldaki yeteneğinin yanına üniversite yıllarında alkolle de tanışır. Alkolik olmasa da çokça tükettiği bilinmektedir. Maçlarda ise kenara her baktığında babasını gören, onun sözlerinden hatta sadece bakışlarından ne demek istediğini bilen Pete, üniversitedenin ana takımındaki 3 senesinde sırasıyla 43.8, 44.2 ve 44.5 sayı ortalamaları tutturur. Üç sayı çizgisinin olmadığı yıllarda yapılan bu ortalamalar inanılmazdır. Pete’in kırdığı sayı rekorları hala kırılamamıştır; 3667 ile en çok sayı, 44.2 ile en yüksek sayı ortalaması, 1387 ile en çok şut isabeti NCAA rekorlarında en üsttedir. Baba Press 1972’de LSU’dan ayrılınca yerine geçip 25 sene takımda coach olan Dale Brown, bu zaman içerisinde üç sayı kuralının çıkmasının ardından Pete’in bütün üniversite maçlarını analiz eder ve der ki “Eğer Pistol’ın zamanında üç sayı çizgisi olsaydı Pete’in üniversite sayı ortalaması 57 olurdu”.

Pete Maravich 02Pistol Pete Maravich, 1970 yılında NBA draftında 3. sıradan Atlanta Hawks tarafından seçilir. Atlanta ile 1.9 milyon dolara anlaşan çaylak Pete bir anda takımın oyuncularını karşısında bulur. Pete’in oynadığı point guard pozisyonunda oynayan Lou Hudson ve pivot Walt Bellamy takımın yıldızları olarak hemen Pete’e karşı cephe alıp diğer oyuncuları da etrafında toplarlar. Pete’in siyah oyunculardan kurulu bir takımda ilgi giren bir beyaz olması Martin Luther King’in doğum şehri olan “siyah” Atlanta’da zaten ters karşılanırken bir de takımın yıldız siyah oyuncularından 5 kat daha fazla maaş alacak olması  zaten insanlarla iyi ilişkiler kuramayan Pete’in daha da yalnızlaşması demekti. Pete’in kendi içine kapanıklığı daha da artmaya başlamış ama sahada her zaman bildiğini yapmaya devam etmişti. Pete yine büyük bir hızla bütün sahayı geçer, mesafe tanımadan şutlarını atar, seyirciyi heyecanlandıran mucizevi hareketler yapar. Takımda point guard yine Lou Hudson olur ve Pete, shooting guard olarak devam eder. Çaylak sezonunda 81 maçta 23.2 sayı ortalaması yakalayan Pete aynı zamanda kendisine en çok karşı olan takım arkadaşı Lou Hudson’ı assistlerle besler ve Hudson’ın 26.8 sayıyla kariyerinin en yüksek sayı ortalamasını yakalamasına yardımcı olur. Atlanta Hawks ise sezonu bir önceki sezona göre 12 galibiyet daha az alıp 36 galibiyet ve 48 mağlubiyetle kapatmasına rağmen playoffa kalır ama ilk turda New York Knicks’e elenir. Pistol Pete Maravich maç içindeki egoizmi ile kişisel olarak yıldızlaştırmaya adım attsa da takımın genelinde düşüş yaşatır. Ancak bu egoizm veya benmerkezci oyun sonrası takım oldukça keyif veren bir hale bürünmüş, Atlanta’nın maçları artık daha çok takipçi toplamaya başlamıştı. Fırtına gibi koşan, sahanın her yerinden şut atan, pas mı vereceği yoksa şut mu atacağı hiç belli olmayan Pete isimli bir yeteneği herkes görmek istemeye başlamıştı. Tek sorun takım içinde çok da sevilmemesiydi ama zaten kendisi de arkadaş olmanın aslında nasıl bir yakınlık olduğunu çocukluktan beri bilmiyordu. İkinci sezonunda Pete 19.3 sayı ortalamasına düşer, Atlanta yine aynı galibiyet ve mağlubiyet sayılarını yakalar ve yine playoff ilk turunda bu defa Boston’a elenirler ama playoff sayı ortalaması 27.7 olur Pete’in. Üçüncü sezonu artık olgunlaşmaya başladığı sezondur ve 26.1 sayının yanına 6.9 assist de ekler, Atlanta 46 galibiyet 36 mağlubiyet alır ancak yine ilk turda elenirler. Pete ise bu sezona ilk All-Star maç deneyimini de eklemiştir. Atlanta’daki dördüncü ve son sezonu ise en iyisidir, 27.7 sayı ortalamasını yakalımış, sayı krallığında ligi ikinci bitirmiş, All-Star seçilmiş ama takımı Atlanta ise 35 galibiyet, 47 mağlubiyetle playoff dışında kalmıştı. Pete Maravich’in kişisel başarılırının yanına takım başarısının eklenmemesi başından beri takımla bir bütünlük sağlayamamasından da kaynaklamaktaydı. Yıldızı daha gelmeden parlak olan, geldiğinde herkesten çok para kazanan bir oyuncuyu eskiler içlerine bir türlü kabul edemediler ve bu dalga sonraki yıllarda da devam etti. Pete bu zor anlarında hele de maç içinde sürekli kenara bakıp babasını arar gibidir. Sanki oradan gelecek tek bir bakış bile yeterlidir aslında Pistol’i daha da ateşleyecek olan.

4 yıllık Atlanta macerası sonrası New Orleans Jazz yolunu tutar Pete. Louisiana eyaletinin takımı olan New Orleans’a gelişi büyük bir heyecan yaratır. Üniversitede bütün eyaletin dikkatini çekmiştir ve şimdi evine dönmüş gibidir. Pete’i izlemek için bilet satışları patlar, kuyruklar oluşur. Daha önce topu bu kadar iyi kontrol eden, topla herkesten daha hızlı koşan, büyücü gibi ellerini kullanan, basket atmak için potaya yaklaşmayı gerek duymayan bir basketbolcu neredeyse olmamıştı ve onun yüzünden basketbol daha da çok izlenip keyif alınan bir spor haline gelmişti. Pete yeni takımıyla ilk sezonunda yine Pistol gibiydi tek başına oyunu oynayarak, 21.5 sayı ortalaması tutturmuş olsa da takımı 23 galibiyet ve 59 mağlubiyetle o sezonun en dibindeki NBA takımı olmuştu. Bir sonraki sezona daha sonraki yıllarda acısını çok çekeceği sakatlıkla ilk boğuşmasıydı, 62 maçta oynayabilmiş olsa da 25.9 sayı ortalaması tutturmuştu ama takımı yine playoff dışındaydı. New Orleans Jazz ile üçüncü yılı olan 1976-1977 sezonu Pete’in kariyerinin zirvesi olur. Maç başına 31.1 sayı ortalaması tutturur, tekrar All-Star seçilir, 13 maçta 40 sayı ve üzerinde atar. Knicks karşısında attığı 68 sayı ile o zamana kadar bir oyuncu tarafından bir maçta atılmış en yüksek üçüncü sayıyı atmış olur. Diğer iki isim 100 sayı ile Wilt Chamberlain ve 71 sayı ile Elgin Baylor idir. Elgin Baylor, Pete’in 68 sayısına en yakından tanıklık eden isimdir çünkü kendisi takımın başındaki coach isimdir.

Pete Maravich 03“Pistol” Pete Maravich ismi artık herkesin dilindedir. Deplasmanlara gittiğinde bile rakip takım taraftarlarının ayakta alkışladığı isim haline gelir. Basketbolu pota altında oynanan bir oyundan çıkarıp dışarıdan da şut atılabileceğini gösterir. Bunun yanında potaya doğru koşarken yaptığı hareketleri, top kontrolü, pası ne zaman ve kime atacağını, hatta pas atıp atmayacağını hiç belli etmemesi herkesin heyecanlandırır. Bugünlerde top kontrolü, hız ve şutlarıyla bildiğimiz Magic Johnson, Iverson, Steve Nash, Steph Curry gibi oyuncuların daha hiç olmadığı, 3 sayı çizgisinin de henüz gelmediği bir dönemdir Pistol’ın yılları. İnsanları bu kadar heyecanlandıran bunları daha önce hiç görmemiş olmalarıdır. Bakmadan atılan paslar, bacak arasından yapılan assistler, bütün sahayı dribbling ile geçip bırakılan turnikeler, orta sahaya yakın mesafeden atılan şutlar bir oyuncuda hiç görülmemişti. Bir maç esnasında Pistol Pete yine hızlı bir şekilde topu sürüp koşarken topu sektirmek yerine sol tarafa elini sallayarak pas atarmış gibi yapar, bu esnada top önünde sekmeye devam eder, herkes bu fake sonrası dönüp kalır, bir sonraki topun sekişinde ise bu defa pası gerçekten sol tarafa verir ve asist yaparak pozisyon basketle sonuçlanır, herkes salonda çılgına dönmüş bir şekilde çığlık atarken hakem bu pozisyona steps verir, hakemin yanına giden Pete “Buna nasıl olur da steps verirsin? Daha önce hayatında böyle bir şey gördün mü?” der (Bu hareketi yazının sonundaki videoda 1.27’de izleyebilirsiniz). Pete, babasının belirttiği gibi belki de artık “Dünyanın en iyi basketbolcusu” olmuştu ama takım halinde başarı elde edemiyordu. Aslında gerçekten neyi başarı olarak görmüş olacağı da bilinmezdir. Onun için başarı babasının dediği gibi en iyisi olmaktır ve en iyisi olmuştur. Kişisel başarısını yakalamıştır. Takım halinde bir başarı ise onun bildiği bir olgu değildir. Çocukluğundan itibaren yalnız büyümüş, fazla arkadaşı olmamış, top ile uyuyan bir bireydir. Bu asosyal kişiliğinin altında aslında annesinden gelen genlerin de neden olduğu söylenir. Annesi Helen Maravich, Pete’in büyüdüğü yıllarda alkol ile hayatını geçirmiş, bunun yanında bipolar bozukluk ve depresyonla mücadele etmiştir. Çocukluğunda, gençliğinde yani büyüme esnasında annesini bu halde gören Pete’in ev içindeki huzursuz ortamdan etkilenmemesi mümkün değildi. Babasına olan yakınlığının yanında aslında annesiyle de her şeye rağmen yakın olmuştur ama sevgi sözcüğünü nasıl ifade edip gösterebileceğini bir türlü bilememiştir. Anne Helen 1974 yılında tabancayla intihar eder. Babasının bu intihar olayından sonra içe kapanması ve artık coach kariyerini de bırakması Pete’in sadece basketbola odaklanmasına neden olur. Ancak daha da kendine döner, maça çıktığında sanki sadece kendisi varmış gibidir, kendi başına oynuyormuş gibidir. Maçları kaybediyor olsalar da bütün ışıklar onun altındadır, kazandıran de kaybettiren de odur. Bu dönemde takım arkadaşları da onu izlemektedir çünkü nasıl olsa “Pete kazandı” veya “Pete kaybetti” durumu yaşanmaktadır. Pete kariyer zirvesini yaptığı 1976-1977 sezonu sonrası aslında en yalnız kaldığı andır ve artık basketbolun ona huzur vermediğini inanmaya başlar. Başka arayışlara, başka yollara bakmaya başlar. Babası hala kendi acısı içindedir eşinin intiharına engel olamadığı için, kendi suçluluğu olarak görmektedir ve Pete kendisine en yakın olan kişiye, babasına istediği anda istediği gibi ulaşamadığından artık ışıklar altında olduğu profesyonel basketbolun da yükünü kaldıramaz hale gelir.

Pete’in yavaş yavaş bozulan psikolojisi üzerine 1977-1978 sezonunda her iki dizinden yaşadığı sakatlıklar da eklenir. Bu sezonda 50 maç oynar, 27 sayı ortalaması tutturur ancak dizleri hiç de iyileşmemiştir. Bir sonraki sezon ağrıları, sakatlıkları devam eder. 49 maçta oynayan Pete 22.6 sayı ortalaması tutturur. Diz sakatlıkları bir sporcunun en büyük korkusudur ve Pete her iki dizinden yaşadığı sorunlar nedeniyle eskisi gibi hızlı değildir, şut dengesi bozulmuştur ve Pete’i Pistol yapan özellikleri gitmiş, yerine sıradan bir basketbolcu gelmiştir. Hem psikolojisi hem de bedeni zaran gören Pete için 1979-1980 sezonu sondur. Bu sezon artık üç sayı çizgisinin de geldiği sezon olur. Bu başlangıç lige yeni bir heyecan katarken, Pete’in basketbol heyecanı sıfırlanmıştır. Jazz takımı Utah’a taşınır. Dizlerinden sorunu devam eden Pete antremanları kaçırır, maçlara hazır değildir. Takımın yeni çalıştırıcısı Tom Nissalke de “Antremanda olmayan adamı maçta oynatmam” diyerek Pete’e çıkış kapısını göstermiştir. Ocak 1980’de Boston Celtics’e geçen Pete’in takım arkadaşlarından biri de o sezon çaylak olan Larry Bird olur. Pete takımın yedeği olur ama en büyük katkıları yapan isimlerden biridir. Daha az süreyle enerjisini daha yüksek kullanır. Boston Celtics sezonu 61 galibiyet ve 21 mağlubiyetle tamamlar ve Pete, Atlanta yıllarından sonra ilk defa playoff görür. Doğu konferansı finalinde Dr.J karşısında Boston tutunamaz ve Philadelphia 76ers’a 4-1 mağlup olurlar. Sezon bitince artık ağrılarına dayanayamayan Pete 33 yaşında profesyonel basketbolu bıraktığını açıklar. 7 numaralı forması Utah Jazz ve New Orleans Pelicans tarafından emekli edilmiştir.

Emekli olmasından itibaren 2 yıl boyunca neredeyse kendisinden hiç haber alınamaz. Salon ışıklarının ve kamera flaşlarının ardından sadece kendisiyle olmak isteyen Pete bu dönemde kendine yolculuk yapar. “Hayatı aradım” diyen Pete bu süreçte yoga ve meditasyonla uğraşmış, Hinduizme merak sarmış, vejeteryan olmuş, UFO ve dünya dışı yaşam hakkında araştırmalar yapmıştır. Bunların sonunda Hristiyanlığa kendisini adayan Pete, huzuru burada bulduğunu söylemiştir. Zamanla saçlarını kısacık yapan, halk içinde tabure üstüne çıkıp Hristiyanlığı anlatmaya başlayan biri haline gelir. Tekrar gün yüzüne çıkan Pete bu defa dini sohbetlerin yer aldığı radyo programlarında ve konferanslarda yer alır. Bütün bunların yanında ise basketbol oynamaya tekrar başlar. Yeni arkadaşlar edinen Pete bu yeni arkadaşlarıyla basketbol maçlarını daha sık halde yapmaya başlar. Bir yandan insanlara barış ve aşk mesajı veren Pete bir yandan da tek dostu basketbol ile yaşamına devam eder. 1987 yılının Şubat ayında babasının Almanya’daki prostat kanseri tedavisine giden Pete, babasını evleri olan Louisiana eyaletinin Covington şehrine taşır. Kızkardeşiyle beraber babasının tedavisini üstlenirler. Ancak 15 Nisan 1987’de baba Press Maravich hayatını kaybeder. Babasının ölüm haberini aldıktan sonra Pete’in ilk sözleri “Baba, merak etme, iyiyim ve çok yakında görüşeceğiz” olur ve Pete Maravich tekrar bir sessizliğe bürünür. 8.5 ay sonra arkadaşı ve onun gibi Hristiyanlığın yayılmasına uğraşan James Dobson’ın radyo programı davetine katılmak için California’ya uçar. 5 Ocak 1988 günü sabahı ter atmalık kısa bir basketbol maçı yaparlar. Pete 40 yaşındadır ama yine hızını ve şutlarını kullanır. James Dobson daha sonra der ki “Pete’i uzun süredir bu kadar neşeli ve istekli görmemiştim, hatta hiç beklemediğim espiriler yapmıştı”. Maç biter, iki arkadaş el sıkışır, Pete Maravich, Dobson’a bakarak “Kendimi harika hissediyorum” der, Dobson soyunma odasına doğru giderken yanında Pete’in olmadığını görür, arkasını döndüğünde Pete’in yere uzanmış olan bedenini görür. O anda hayatını kaybeder Pistol Pete Maravich.  Yapılan otopsisinde doğumundan itibaren kalp sol damarlarının tıkanmış olduğu ve kalbin sağ damarlarının şişme sonrası patlamasıyla kalp krizi sonrası hayatını kaybettiği belirlenmiştir.

Pete Maravich yaşama veda ettikten sonra geride ailesini bırakmıştır. Onların hiçbir zaman medya önünde yer almalarını istememiştir. Eşi Jackie, kocasının bu arzusunu daha da ileri taşımış ve oğulları 8 yaşındaki Jaseon ile 5 yaşındaki Josh’ı cenazeye götürmemiştir. Pete, birkaç ay  önce oğlu Jaeson’ı Seattle’a All-Star maçına götürmüş ve onu Michael Jordan ile tanıştırıp “Şimdi bu adam bir yıldız, birkaç yıl sonra ise en büyük yıldız olacak” demiştir. Michael Jordan ise daha sonraki yıllarda bu an için “Benim örnek aldığım isim karşıma geldiğinde heyecandan ayaklarım titrerken o ise oğluna benden bahsetmekteydi.” demiştir.

Pistol Pete Maravich doğumundan itibaren elinde tuttuğu basketbol topu son anında da yanında olmuştur. Hayatı tam bir basketbol hayatıdır, ilk nefesinden son nefesine kadar.

Pete Maravich 04


‘’Profesyonel basketbola ilk adımımı atıyorum. Sadece 10 yıl oynayıp, 40 yaşımda kalp krizinden ölmek istemiyorum’’
‘’Şut atmak önemli bir şey değil ki, herkes şut atabilir. Önemli olan ise seyirciye bir gösteri sunmaktır.’’
‘’Kariyerimin büyük bölümü negatifliklerle doludur.’’
‘’Hayatımı hiçbir anlamı yoktu, sadece geçici mutluluklarım vardı. Sanki bütün hayatım basketbol kariyerimden ibaretti.’’
‘’Atlanta’ya geldiğimde bütü spot ışıkları bana dönüktü ve beni parçalamak isteyen köpekbalıklarını tam karşımda gördüm. O an anladım ki üniversite yaptıklarımın üzerinde bir gösteri sunmam gerekiyordu.’’
‘’Başarmak istediğim her şeyi başardım ama kariyerimi kaybettim.’’
Pete Maravich

twitter.com/cnrdzh

Caner Ceylan on Twitter
Caner Ceylan
Kahve kokusu eksilmeyen evde Magic Johnson ve Michael Jordan sayesinde basketbolda kaybolup her iki tadı hayatına katar. Kahvesini David Lynch'in dediği gibi "aysız bir gece kadar siyah" olarak içer. Kahve ve müzikle gününe başlar, basketbol haberlerini en önce okur. Kahve kokusuna sadece kitap kokusunu karıştırır, Tarkovsky, Dostoyevsky, Tchaikovsky ve Kandinsky vazgeçilmezleridir.

Yorum Yazın